AŞK YETENEK GEREKTİRİR

Microsoft Sevgi Sözleri 31.Oca.2021 5 görüntülenme 0 yorum

AŞK YETENEK GEREKTİRİR

İnsanlık tarihi boyunca aşk, üzerinde en çok düşünülen, konuşulan ve yazılan konuların başında gelmiştir. Tarih boyunca aşkın algılanışı ve yaşanış biçimi değişimlere uğramıştır. Tarihsel süreçte, yoğun aşk duygusu, öncelikle "kara sevda" adıyla "melankoli"ye benzetilmiştir. Hekimler kara sevdaya çare aramış ancak bulamamışlardır. Günümüzde de birçok ruh ve akıl hastalığını halk, "Birini sevdi, vermediler, böyle oldu" sözleriyle açıklamaya çalışmaktadır. Halkımız, ruh ve akıl hastalıklarını zaman zaman böylesi bir sevdaya bağlayarak açıklamaktadır.

Son zamanlarda aşkın biyolojisi konusunda yapılan çalışmalar bilimsel dergilerde ve magazin dergilerinde yayınlanıyor. Bu çalışmalarda aşık olanlar ve aşık olamayanlar inceleniyor, beyinlerindeki kimyasal değişiklikler karşılaştırılıyor ve aradaki farklar saptanıyor. Beyindeki bu kimyasal değişiklikler aşkın, psikoloji dilinde "obsessif-kompülsif bozukluk" denen bir saplantı ve zorlantı bozukluğuna benzer bir durum olduğunu düşündürüyor. Daha önceleri depresyon (melankoli) benzeri ya da depresyonun eşdeğeri gibi algılanan aşkın şimdilerde bir saplantı ve zorlantı bozukluğu olarak tanımlanması çağın ruhuna uygun, ilginç bir durum olarak dikkatimizi çekiyor.

Olağan durumda aşk, kendisinden başka bir kişiyi tekrar tekrar idealleştirebilmeyi ama onu özgür bırakacak kadar değer vermeyi de gerektirir. Bugün bize aşk diye sunulan şey, aslında olağan olmayan, aşkın psikolojik bozukluklardan kaynaklanan boyutu.

Çocukluk çağında yaşananların erişkin yaşlarda aşkın algılanması ve yaşanmasında son derece önemli bir yeri vardır. Psikolojide 3-5 yaş arasındaki dönemin sağlıklı ya da sağlıksız olarak geçirilmesi ileri karşı cinsle olan aşk ve cinsellik ilişkilerinin şeklini derinden etkiler. 0-3 yaş arasında ağır örselenmeler yaşamış çocukların erişkin yaşa geldiklerinde birtakım sapmalar ve ruhsal bozukluklar yaşadığı biliniyor.

Sevebilmek, aşık olabilmek yetenek gerektiren bir durum. Bazı kişilerde ise bu yetenek sınırlı. Örneğin; "narsistik" dediğimiz kendini aşırı beğenen kişiler, kendilerine hayran olabilecek kişiler bulur, onları sonuna kadar kullanır, sömürür, sonra da limon gibi sıkıp atarlar. Bu, onların temel bir ruhsal bozukluğudur. Kurdukları ilişki yüzeyeldir, derin bir yetersizlik ve değersizlik duygusu taşırlar. Bu durum, sağlıklı insan ilişkileri kurmalarına engel olduğu gibi sağlıklı bir aşk ilişkisi kurmalarını da imkansız kılar.

Edebiyat eserlerinde ve filmlerde konu edinilen aşkların oldukça karmaşık psikodinamikleri olduğu bilinmektedir. Çoğunlukla, olağan aşkla hastalıklı aşkın ayırt edilmesi oldukça güçtür. Hastalıklı aşklara örnek olarak karşılıksız aşkları verebiliriz. İmkansız aşk da denen karşılıksız aşkta kişi, tek tek yanlı olarak tutku yaşar. Varını yoğunu, sosyal ve ekonomik konumunu herşeyini bu uğurda kaybedebilir ama aşkından vazgeçmez. Tutkulu aşkta aşık, sevdiği için deli olur. Gözü sevdiğinden başkasını görmez. Hayatın tek anlamı aşk gibidir. Tutkulu aşkta gerçeği değerlendirme yeteneği yok olmuş gibidir. Bu kişiler bir noktadan sonra farkında olmadan kendilerine çelme takarlar, kendilerini engellerler. Aşkları uğruna kendilerine zarar verirler.

Hastalıklı aşkın başka bir örneği de cinselliğin saldırganlıkla eşdeğer görüldüğü aşktır. Kişi aşık olduğu kişiye öylesine büyük değer atfeder ki, o kişiyle cinsel ilişki kuramaz. Cinselliği saldırganlıkla eşdeğer gördüğünden, aşık olduğu kişiye zarar vermekten korkar. Bu insan için "sevilecek-evlenilecek kadın" ve "yatılacak kadın" kavramları farklıdır. Bu özellikleri birleştirip bütünleştirerek sağlıklı bir sevgi ve cinsellik yaşayamaz.

Hastalıklı aşklarda takıntılar, zorlantılar ve bağımlılık duyguları söz konusudur. Bu tür aşklar yaşıyan ve acı çeken kişiler, psikolojik tedavi yöntemlerinin yardımıyla kendilerine doğru soruları sormayı ve sağlıklı bir aşk yaşamayı öğrenebilirler.

Yorumlar
Bu yazıya yorum yapan ilk kişi sen ol.

0 Yorum

38 Sözler

12 Üye

1 Ziyaretçi